aşırı olarak

1. astronomically 2. excessively 3. inordinately

Turkish-English dictionary. 2013.

Look at other dictionaries:

  • aşırı — sf. 1) Alışılan veya dayanılabilen dereceden çok daha fazla, taşkın Ticaret az gelişmiş toplumlarda aşırı bir gelişme gösterir. O. Rifat 2) Bir şeye gereğinden çok fazla bağlanan, önem veren, müfrit, ekstrem 3) Gereğinden fazla, çok 4) zf. Ötede …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • aşırı doyma — is., fiz. Belli sıcaklıktaki bir sıvı içinde, eriyebildiği kadar eriyen bir maddenin, sıcaklığın düşmesine karşın bir sınıra kadar erimiş olarak kalması durumu …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • övgücü — is. 1) Birini veya bir şeyi öven kimse 2) mec. Birini gereği yokken veya aşırı olarak öven kimse …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • işkence — is., Far. şikence 1) Bir kimseye maddi veya manevi olarak yapılan aşırı eziyet 2) Düşüncelerini öğrenmek amacıyla birine uygulanan eziyet Ona, evimize niçin geldiğini sormak işkencesini de yaptım. S. F. Abasıyanık 3) Aşırı gerginlik, sıkıntılı… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • senli benli — sf. 1) Aşırı derecede samimi Senli benli davranışlarıyla, Turhan ın derlenip toparlanmak, ölçülü olmak için gösterdiği çabayı hiçe indiriyordu. N. Cumalı 2) zf. Aşırı ölçüde samimi olarak, teklifsiz bir biçimde Mal müdürü, vergi kâtibi, evkaf… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • fazla — sf., Ar. fażla 1) Gereğinden, alışılmıştan çok, aşırı olan, ziyade Yaşamak için çok zorluk çekiyordu. Fazla olarak hastaydı. R. N. Güntekin 2) Daha çok, aşkın Biz ancak Cumhuriyet devrinde elli yıldan fazla bir barış devri geçirmişiz. B. Felek 3) …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • alev alev — zf. 1) Aşırı bir biçimde tutuşmuş olarak 2) Vücut ısısı herhangi bir sebeple artmış bir biçimde ve bu sebeple tende kızarıklık oluşarak, alaz alaz Yüzü alev alev yandığı hâlde çeneleri atarcasına üşüyordu. S. F. Abasıyanık …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • cereyan — is., Ar. cereyān 1) Bir yöne doğru akma, akış, akıntı Köprünün parmaklığına dayandı, gözlerini Haliç in kapkara sularına, bu suların cereyanına kaptırdı. E. E. Talu 2) Bir şeyin gelişme, olma durumu En iyisi zorlamamak, işi tabii cereyanına… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • çokça — zf. 1) Çok olarak Benden utanırlar, odada çokça koca lakırtısı olsa kalkar kaçarlar. M. Ş. Esendal 2) Aşırı, fazla Çokça alıngan olduğu için arkadaşları onunla sık sık bozuşuyor. S. Birsel …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • duyu — is. İnsanların ve hayvanların, dış dünyanın uyaranlarını görme, işitme, koklama, dokunma ve tatma organlarıyla algılama yeteneği, duyum, hasse Tüm duyularım uyanık olarak trenimin rengini ve numarasını bulmaya çalışırdım. N. Eray Birleşik Sözler… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

  • koyu — sf. 1) Yoğunluğundan dolayı güç akan, sulu karşıtı Koyu pekmez. Koyu süt. 2) Rengi açık olmayan, daha belirgin, açık karşıtı Oturduğu yerden Boğaziçi nin koyu mavi gecesinde bir balıkçı kayığı kayıp gidiyordu. H. E. Adıvar 3) bl. Yazı… …   Çağatay Osmanlı Sözlük

Share the article and excerpts

Direct link
Do a right-click on the link above
and select “Copy Link”

We are using cookies for the best presentation of our site. Continuing to use this site, you agree with this.